24 Ağustos 2015 Pazartesi

spot eşya ikinci el fiyatları ile allah bizimle


spot eşya ikinci el fiyatları ile allah bizimle en güzel yazıları yazan spot eşya ikinci el fiyatları diyorki Evlerine giderken elleri boş değilse kendilerini mutlu settiklerinden o kaynaşmayı daha canlı yaparlardı. Bu arada muhataplarının ellerine dikkat ederler, boş olduğunu görürlerse imkânları nispetinde doldurmaya çalışırlardı.
Çünkü günübirlik yaşayan insanların evlerinde her akşam yiyecek, içecek bir şeylerin beklendiğini bildiklerinden, sokak başlarında veya kapı eşiklerinde babalarının, ağabeylerinin
yollarını gözleyen sabilerin masum bakışlanndaki merak tıjj sini en iyi onlar anlardı.
Onun için hepsi günü helalinden bir şeyler kazanma ve akşam evine birkaç parça nevale götürme telâşındaydı, Bj. zim hâl ve hareketlerimizden de alışveriş yapmayacağımız belli idi.
Buna rağmen dükkânının önünden geçerken selâm verdiğimiz hiçbir esnaf bizden ilgisini esirgemedi. Pek çoğu biraz dinlenmemiz için içeriye davet etti. Biz içeriye girmeyince bazıları ayaküstü lokum, şeker gibi şeyler ikram etmek istedi.

İki taraflı uğradığımız dükkânlarda görüştüğümüz insanla-nn çoğuyla uzun uzun dilleşemesek de selâmlaşıp halleştik. Bizdeki yarım yamalak Arapça ile onlardaki çat pat Türkçe birleşince bazı dükkânlarda muhabbet koyulaştı.
Bizde kitap, onlarda da okuma aşkı vardı. Muhabbetin çay, kahve faslında hediye olduğunu ihsas ederek verdiğimiz her Risaleyi almakta mütereddit davrandılar. Israrımız karşısında alıp önce adına baktılar. Eserin Arapça dinî bir kitap olduğunu görünce biraz çekinerek de olsa kabul ettiler.
Yanından geçerken selâm verip kitap uzattığımız bir Arap şaşırdı. Maksadımızı anlamak istercesine dikkatle bize baktı. Bir şeyler söylemeye çalıştı. Dilini bilmediğimizi görünce kitabı alıp arka kapak yazısına şöyle bir göz attı.
İlk anda kitabı bize geri verecek gibi bir hâli vardı ama arka kapak yazısını okuyunca vazgeçti. İçinden rasgele bir yer açıp okumaya başladı. Okudukça yüz hatları değişti, hareketleri farklılaştı.
Az önce elinin ucu ile aldığı kitabı sımsıkı kavradı. Geri istesek de vermeyeceğini ihsas eden bir tavırla kenara çekildi-
^lini cebine attı ve çıkardığı parayı uzattı, liiz kitabı kendisine l,ediye etmek istediğimizi söyleyince sevindi. Akşam evinde çocukları ile okuyacağını işaret edince biz de sevindik.
■'Bu zat da akşam evine eli boş gitmeyecek.” dedi arkadaşım mutluluğunu ifade ederken.
‘Kitap götürecek.” dedim ben de sevincini paylaşma hissiyle.
"Önceki akşamlarda kaç baba, ağabey veya bir başka aile büküğü, elinde kitapla evine giderdi acaba?”
"Kim bilir.”
"Bu akşam, Şam başta olmak üzere Suriye’nin bazı yerlerinde sabah evinden çıkan, gün boyu çalışıp didinen pek çok baba, günlük nevalesinin yanında elinde bir de kitapla evine dönecek.”
"Bu farklılık onlar için de sevindirici olmalı.”
“Hele bir de ailece oturup okurlarsa!”
“Ekseriyetinin okuyacağından eminim.”
“Nasıl bu kadar emin olabilirsin?”
“Risale-i Nur kendini okutturur.”
"Nurlar Bilâd-ı Şam’da okundukça yayılacak.”
“Yayıldıkça daha çok okunacak.”
“Böylece Hutbe-i Şamiye’nin telif mekânı da lenevvüf edecek.”
“Nurların bulunduğu ve okunduğu her yer gibi buralar da yakında birer Nur menzili olacak."
“İnşallah.”
Hamidiye Çarşısındaki sohbet ve muhabbet fazlı, kısa fa-sılalarla akşama kadar devam etti. Yıllarca “Ne Şam’ın şekeri ne Arabın yüzü” tekerlemesinin muhatabı olan bizler o zaman yakinen gördük ki, Şam’ın şekeri de güzelmiş, Arabın yüzü de. Ama biz bunu ancak buraya gelip onlarla hemhâl olunca fark edebildik.
Çarşıdan çıktığımızda, Şam’ın meşhur akşamlarından biri daha başlamıştı. Akşam meşhurdu, çünkü akşamlann şehriydi adını da akşamdan alan Şam. Orada günün diğer vakitleri geçer, akşam yaşanırdı.
Hem günün akşamı; hem devletlerin, milletlerin, medeniyetlerin akşamı...
Her gün, her yerde olduğu gibi Şam’da da insan sayısınca farklı akşam yaşanırdı. Şam akşamlarının başka yerlerden farkı zaman zaman İçtimaî, siyasî ve tarihî akşamların da yaşandığı ender şehirlerden biri olmasıydı.
O zamana kadar uzak diyarlarda başlayan nice mutantan seferler orada bitmiş, Şam’da kurulmamasma rağmen pek çok büyük devlet, köklü cemiyet ve ihtişamlı medeniyet orada batmıştı.
Şam’da son yaşanan tarihî akşamlardan biri de OsmanlI’nın gurubuydu. Devlet-i Âl-i Osmaniye’nin yıkılışının ilk hissedildiği yerler arasındaydı Şam. Onun için ilk çare arayışları, İstanbul’la birlikte orada da başlamıştı. Hem de baharda hazanın yaşandığı ender zamanlardan birinde.
Yani bin dokuz yüz on bir yılı başlarında.
O günlerde tabiata bahar; devlete, millete, cemiyete hazan hâlleri hâkimdi. Ağaçların çiçek açıp filiz verdiği, çekirdeklerin çimlenip fidan olduğu günlerde devlet, dalı mesabesindeki
Sadece Osmanh Devleti değildi batan. Onunla birlikte in-.jjnîve İslâmî değerler de hızla guruba doğru gidiyor, zamanı saran dehşetli hadiselerden husule gelen vehmi karanlıklar çevreden önce hisleri sarıyordu.
Devlet, çeşitli tedbirlere başvurarak bu kötü gidişi durdurmaya çalışırken, insanların hızla ümitsizlik girdabına doğru sürüklendiğini gören Şam uleması hazanın hüznünü mhun-da hissetmiş ve ümmete ümit vermenin çarelerini bulma çabası içine girmişti.
Duyguları, düşünceleri sarıp hisleri, hayalleri dağlayan yeis sisini ancak yeni, güçlü, hür bir sesin dağıtabileceğini düşünen bazı âlimler arayış içine girince akıllarına ilk gelen isim Bediüzzaman olmuştu.
1910 yılının yaz aylarında Şarkta bedevi aşiretlere meşm-liyet, medeniyet, terakki, kemalât gibi İçtimaî hasletleri anla-an, ardından Şam’a gelerek kışı orada geçiren Bediüzza-man’ın, 1911 yıh baharında şehirde bulunmasını fırsat bilerek yanına gidip meseleyi anlatmışlar ve orada da halka hi-ap etmesini istemişlerdi.
Bediüzzaman önceleri bu teklifi kabul etmek istememişti. Âlimlerin ısrarı üzerine ahaliye ümit ve heyecan verilmesi gerektiğini düşünerek kabul etmişti. Âlimler de hitap mekânı olarak Emeviye Camii’ni seçmişler ve hocalar vasıtasıyla cemaate duyurmuşlardı.
Bediüzzaman’ın tarihî hitabını yapması için her şey hazırlanmıştı. O da gelip hutbesini irad etmişti. İslâm âleminin müzmin dertlerini teşhis edip tesirli çareler gösterdiği için de
hutbesi büyük rağbet görmüş, kitap olarak bir hafta içinde iki sefer bastırılarak dağıtılmıştı.
Şam kahvesi içerek müstesna bir Şam akşamı yaşayacağımız Kasyon Tepesi’ne giderken konuştuğumuz tarihî bilgilerin tekrarı mahiyetindeki bu mütalaalar, aslında Emeviye Ca-mii'nde yapacağımız “Hutbe-i Şamiye”yi okuma programının hazırlığı mahiyetinde idi.
Tepeye çıktığımız zaman, aramıza kafileden başka kişileri de alarak mütalâalara devam etmeyi düşünmüştüm ama karşımızdaki manzara o kadar muhteşemdi ki ilk indiğimiz yerde uzun süre, göz kırpmadan Şam akşamını temaşa etmekten kendimizi alamadık.
Güçlü meydan floresanları, parlak cadde, sokak lâmbalan ve evlerin solgun ışıkları mehtap aydınlığı ve yıldız pırıltılan ile ışıl ışıldı Şam. Bu semavî arzî renk çağlayanı içinde her yer birbirine benziyordu.
Sadece iki yer diğerlerinden ayırt edilebiliyordu buradan bakıldığı zaman. Biri, zahirî yapısı ve ışıkları ile Cami-i Em-evî, diğeri de arz yıldızlarının manevî nurunun kaynaştığı Babü’s-Sağir kabristanı ve Seyide Zeynep Türbesi.
Dizlerimizin dermanının kesildiğini hissederek bir kahveye oturup sade kahveleri söylediğimiz zaman da nazanmızı manzaradan ayıramadık ve kimin, Şam’ın neresine baktığını bilmeden bir süre öylece seyrettik.
Adı anıldığı anda insan muhayyilesinde masal manzaralan canlandıran bu kadim Şark şehrinin Emeviye Camii’ni şiar edindiğinin ve Şam’ın biraz da Emeviye demek olduğunun farkındaydık.spot eşya ikinci el fiyatları Buradan bakınca bu hakikate hakkalyakin derecesinde vakıf olduk.
Allah Bize Yeter \ 447
j;ahve seiAMSi hareketlendirdi bu sürür ve sükûn denizini, gen şehrin ortasında renkli ışıklar içinde parlayan Emeviye ne bakarak garsona fincanı ve suyu önüme koymasını i^^ret edince arkadaşım, aynı yere baktığımızı anlamış olmalı nazarını oradan ayırmadan bana seslendi.
"Gün boyu zihnimde takılı duran soru, cevabını burada buldu,”
“Neydi o soru?”
“Bediüzzaman'ın halka hitap etmek için neden Emeviye Camii’ni seçtiği?”
“Neden seçmiş?”
“Emeviye, şehrin şiarı.”
“Ne olmuş şiarı ise?”
“O mabette yapılan bir hitap, zahiren o zaman oradaki cemaati muhatap alırken hakikatte onlann şahsında İslâm âlemine, hatta bütün insanlığa yapılmış sayılır da ondan.”
“Farklı bir bakış açısı.”
“Aradan yüz yıla yakın bir zaman geçti değil mi?”
“Aşağı yukarı.”
“Bu zaman içinde Osmanlı yıkıldı, yerine onlarca devlet kumldu, nesiller değişti, cemiyet yenilendi.”
“Öyle oldu.”
“Ama şehir aynı şehir, cami aynı cami değil mi?”
“Aynı.”
“Bediüzzaman şimdi gelse, o minbere veya kürsüye çıksa söze nasıl başlar, neler derdi acaba?”
Kafile, Emeviye Camii’ne öğleye doğru gitmeye karar vermişti. Bizim orada yapmak istediğimiz şeyler farklı olduğu için o karara uymadık. Hem teheccüt namazı kılmak, hem de sabah namazını cemaatle eda etmek maksadıyla imsakten önce kalkıp yola çıktık.
Gecenin en tenha vaktinde, kuş cıvıltıları arasında gül, ıhlamur, hanımeli, karanfil kokulu havayı soluyarak Şam’ın tarihî özelliğini kaybetmeyen taş döşeli sokaklanndan birine daldık.
Sokağın iki yanında sıralanan enginli yüksekli ahşap evleri, kafesli veya kapalı cumbaları, saçak işlemelerini, süslü kemerlerini, kapı kenarlarından yükselen sarmaşıkları ve pencere pervazlarından cumba kenarlarından sarkan sardunyaları seyre dalınca biraz geç kaldık.
Şam Kalesi’nin kalıntıları arasından geçerek camiye girdiğimizde üç minareden münavebeli olarak farklı makamlarda sabah ezanları okunmaya başlandı. Bütün dikkatimizi ezana vermek için caminin dış avlusunda, sekiz sütun üzerine inşa edine hazine odasının altına durduk.
Caminin doğusundaki burcun üzerinde yükselen ve Haz-ret-i İsa’nın (as) oraya ineceğine inanıldığı için “İsa Minaresi” diye adlandırılan Ak Minare’ye bakarak huşu içinde ezan-ı Muhammedîyi (asm) dinledik.
Tak, taak, taaakk...
Caminin giriş kapısının cephesindeki mozaikleri, bitki motiflerini, geometrik süslemeleri ve renkli vitrayları seyre dala-
Allah Bize Yeter \ 449
sırada kulağımızın dibinde yükselen bu kaba sesleri '^nca ürpererek etrafımıza baktık.
i görevlisinin, avlunun tenha yerlerine uzanan insan-
uyandırmak için elindeki sopayı mermer zemine veya taş ^jivara vurunca çıkan bu sesler mahmurluğumuzu dağıtma-yetti.
o sırada ezan bitince camiye girdik. Caminin kıble cephelinde dört hak mezhebe ait dört tane ayrı mihrap vardı.spot eşya ikinci el fiyatları Her mihrabın yanında bir imam oturtiyordu. Camiye giren kişi, tıangi mezhebe mensupsa onların bulunduğu yere gidiyor ve namazın sünnetini kılıyordu.
Biz müezzinin kamet getirmesini ve bütün cemaatin ortadaki büyük mihrabın önünde saf tutmasını beklerken mezheplerden birinin müezzini kamet getirdi, oradaki mü’minler saf tutup namaza durdular. Diğer mihrapların önünde toplananlar o cemaate iştirak etmediler.
Biraz sonra bir başka mihrabın önünde farklı bir cemaat teşekkül etti ve o mezhebin akaidine göre namaza durdular. Bunu diğerleri takip edince biz insanların tekbir alıp el bağlayışlarına bakarak Hanefi Mezhebi’ne mensup grubu tahmin ettik ve onların cemaatine dâhil olduk.
Aynı caminin içinde cemaat bölük pörçüktti. İmamla rarla yaptıkları “Safları sık ve düzgün tutun.” ikazına ra§ saflar seyrek ve düzensizdi. Bu da insanlar arasındaki i kopukluğunun tezahürü idi.
l^amazın sünnetlerindeki ve tali adabındaki farklılık tesbi-sırasında ve dua esnasında da yaşandı. Namaz bilince ki-hir kenara çekilip işrak ve duha namazlarının vaktinin gi %ini bekledi, kimi çıkıp gitti.
450 / Allah Bize Yeter
Aynı mezhebin mensuplan arasında bile samimi bir irtibatın olmaması, kapıdan çıkan birkaç kişinin selâmlaşmasının dışında kimsenin kimse ile birkaç kelâm hasbıhâl etmemesi dikkat çekiciydi.
Her mezhep bir renkti aslında. Dinin temel ve cemiyetin esas renklerinden biriydi. Yaşandığı yerde kendine has anlayışın yerleşmesine ve akaidinin neşvünema bulmasına vesile olurdu.
Ayrı mezheplerin aynı yerde yaşanması için hiçbir engel yoktu. Diyarbakır’daki ve Mardin’deki ulu camilerde olduğu gibi aynı mabedin içinde yaşanabileceğini gösteren pek çok örnek de vardı.
Emeviye Camii de onlardan biriydi. Caminin içinde dört hak mezhebin her birine ait birer mihrabın bulunması, cemaatinin olması ve her birinde her vakit cemaatle namaz kılınması, farklılıkların intizamını ve insicamını temin edecek güzel bir zemindi.
Ana renklerin karışıp kaynaşmasından yeni renklerin husule gelmesi gibi aynı mekânda yaşanan mezhepler de cemiyetin içinde yeni İçtimaî unsurların teşekkül etmesini sağlayabilirdi.
Buradaki eksiklik, ana renklerin kaynaşmasından meydana gelen ve çok koyu olmayan özelliğini korumakla birlikte, diğerlerinin varlığını da gösteren tali renk mesabesinde ara renklerin olmamasıydı.
Birinci safı doldurmakla birlikte ikinci safı tamamlayamayan az sayıdaki cemaatin ekseriyetini ihtiyarların teşkil etmesi de ilk bakışta fark edilen İçtimaî zaaflardandı. Böyle bir cemaate bakıp da yakın zamanda İslâm’ın şabs-ı manevîsinin
Allah Bize Yeter \ 451
V1 etmesini ve fecr-i sadıkın sökmesini beklemek pek |’,ıkün değildi.
»Itahmet-i İlâhiyeden ümidinizi kesmeyiniz.”
gediüzzaman, o zaman da böyle bir cemaatı tablo ile kar-•jaşmış olmalı ki; hutbesine mezkûr mealdeki ayet-i keriıne-okuyarak başlamıştı, camiyi dolduran ve içinde yüzden [jjla âlimin de bulunduğu, her milletten on bine yakın laü'minio iştirakiyle teşekkül eden muazzam cemaati mahzun ve meyus bir ruh hâli içinde görünce.
.\rdindan da, yıllarca devletin merkezinde ve cemiyetin içinde yaptığı müşahedeler neticesinde, İslâm milletlerine baharda hazanı yaşatan sebepleri keşfettiğinden ,”Ecnebiler lerakkide istikbale uçmalarıyla beraber bizi maddî cihette kurun-u \oistada durduran ve tevkif eden” altı hastalığı tek lek sıralamıştı;
“Ye’sin, ümitsizliğin içimizde hayat bulup dirilmesi.
Sıdkın hayat-ı içtimaiye-i siyasiyede ölmesi.
Adavete muhabbet.
Ehl-i imanı birbirine bağlayan nuranî rabıtaları bilm«
Çeşit çeşit sâri hastalıklar gibi intişar eden istibdat. Menfaat-i şahsiyesine himmet etmek.”
Aslında bu kadar veciz ve beliğ olmasa da pek çok âlim, mütefekkir devleti inkırazın eşiğine getirip milleti bedbaht eden bu hastalıkların çoğunu teşhis etmişti. Ekseriyeti o has^ İlıkları vaazlarında söyleyip eserlerinde yazmışlarsa da dertlerin çaresini gösterme cihetine gitmemişlerdi.
452 / Allah Bize Yeter
Bediüzzaman, öncekilerden ve zamane âlimlerinden farid, olarak ehemmiyet derecesine göre dertleri sıralamış, daha önce pek ifade edilmeyen istibdada dikkat çekmiş, hiirriye-tin, meşrutiyetin eksikliğini dile getirmiş ve her derdin çaresini de söylemişti.
“El-emel, yani rahmet-i İlâhiyeye kuvvetli ümit beslemek.”
Bu şekilde ifade etmişti birinci hastalığın ilâcım. İstikbale yalnız İslâm’ın ve Kur’ân’ın hâkim olacağını müjdeledikten sonra, mazide bunun gerçekleşmesine mani olan engelleri sıralamış, onları aşmanın yegâne yolunun da manen ve maddeten terakki etmekten geçtiğini söylemişti.
Bu manevî terakkinin ancak Müslümanların İslâm ahlâkını ve iman hakikatlerini yaşamaları ile mümkün olacağım, “Amerika’nın ve Avmpa’nın hak dini arayan zekâ tarlalan-nın” böyle yaşayış örnekleri beklediklerini ifade etmişti.
Âlem-i İslâm’ın şahs-ı manevîsinin kalbinde beş tane kuvvet kaynağının bulunduğunu, Müslümanlar o kaynaklan kullandıkları takdirde maddî ve manevî yönden terakki edeceklerini, bu sayede İslâmiyet’in maddeten de istikbale hükmedeceğini hatırlatmıştı.
Âlem-i İslâm’ın şahs-ı manevîsinin kalbinde içtima ve imtizaç etmesi gerektiğini söylediği beş kuwet kaynağını; “ha-kaik-i İslâmiye, şedit ihtiyaç, hürriyet-i şer’iye, şehamet-i imaniye, izzet-i İslâmiye” şeklinde sıralamış ve tek tek izah etmişti.
“Her kıştan sonra bir bahar, her geceden sonra bir sabah olduğu gibi nev-i beşerin dahi bir sabahı, bir baharı olacak inşallah. Hakikat-ı İslâmiyenin güneşi ile sulh-u umumî dairesinde hakiki medeniyeti göstermeyi rahmet-i İlâhiyeden bekleyebilirsiniz.” müjdesini vermişti daha sonra da.
spot eşya ikinci el fiyatları sundu..
düzce kiralık daire : düzce kiralık daire kiralık daire : kiralık daire düzce merkez kiralık daire : düzce merkez kiralık daire düzce kiralık daire 1+1 : düzce kiralık daire 1+1 düzce eşyalı kiralık daire : düzce eşyalı kiralık daire düzce kiralık daire metek toki : düzce kiralık daire metek toki düzce kalıcı konutlar kiralık daire : düzce kalıcı konutlar kiralık daire düzce günlük kiralık daire : düzce günlük kiralık daire düzce emlak : düzce emlak düzce satılık daire : düzce satılık daire düzce satılık daire sahibinden : düzce satılık daire sahibinden düzce merkez satılık daire : düzce merkez satılık daire düzce satılık daire toki : düzce satılık daire toki düzce satılık daire kalıcı konutlar : düzce satılık daire kalıcı konutlar düzce satılık ev : düzce satılık ev düzce satılık dükkan : düzce satılık dükkan düzce satılık arsalar : düzce satılık arsalar satılık arsalar düzce : satılık arsalar düzce satılık arsalar : satılık arsalar sahibinden düzce satılık arsa : sahibinden düzce satılık arsa düzce günlük kiralık daire merkez : düzce günlük kiralık daire merkez sahibinden günlük kiralık daire : sahibinden günlük kiralık daire sahibinden günlük kiralık daire düzce : sahibinden günlük kiralık daire düzce düzce günlük kiralık daire : düzce günlük kiralık daire

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder